Türkiye’de Mafyanın Tarihi

Sharing is caring!

Külhanbeyi, kabadayı, baba gibi tabirlerin Türkiye’de kendine özgü bir tarihsel evrimi var. Bu konuda çok ciddi araştırmalar yapmış gazeteci yazarlar tarafından yazılmış önemli kitaplar mevcûtdur. Örneğin, bu mevzuda okuduğum ilk kitap Merhum Uğur Mumcu’nun Silah Kaçakçılığı ve Terör adlı kitabıdır. Osmanlı döneminden beri kendine has kuralları olan bir âlemdir. Bu yazıda faydalanılan kaynaklar şunlardır: Uğur Mumcu’nun “Silah Kaçakçılığı ve Terör”, Doğan Yurdakul’un “Abi- Dündar Kılıç ve Kabadayılık Efsanesi”, Soner Yalçın’ın “Behçet Cantürk’ ün Anıları”, Saygı Öztürk’ün “Aynadaki Reis” ve Cyrille Fijnaut & Leitizia Paoli tarafından yazılan “Organized Crime in Europe” kitaplarıdır.

Külhan eski hamamlarda suyun ısıtılması için ateş yakılan geniş bir alandı. Geceyi geçirecek yeri olmayanların burada yatması için barınak olarakda işlev görüyordu. Burada yatanlar arasında biraz isim yapmış olanlarına külhanbeyi denirdi. Bu kavramı içinde barındıran “Antebin Hamamları, Sallanır Külhanları…” diye devam eden bir Antep türküsü vardır. Kabadayıların ise daha iyi bir sosyal ve ekonomik bir statüleri vardı. Bundan dolayı külhanbeyi tabirini kendilerine layık görmezler, hâttâ küçümserlerdi.

dundar

Osmanlı Kabadayılarından belkide en ünlüsü Arap Abdullah’tı. O zaman Osmanlı topraklarında yer alan Süleymaniye’de doğmuştu. Arap Abdullah’ın kabadayılık hayatını en güzel anlatan eserlerden biri Ref i Cevad Ulunay’ın Sayılı Fırtınalar kitabıdır. Cyrille Fijnaut ve Leitizia Paoli tarafında yazılan Organized Crime in Europe kitabındada Arap Abdullah’ın çok hızlı bıçak çekmeklede nam yaptığından bahsediyor.

Bir çoğumuz racon kelimesinin kabadayılık aleminde kullanıldığını duymuşuzdur. Kelimenin kökeni İtalyanca ragione’den geliyor. Ingilizcede region olarak kullanılan bu kelime bölge alan, saha anlamındadır. Kabadayılar arasında yol, yöntem, usul ve kural anlamını içerir. Bölge anlamına gelen ragione kelimesinin Türkçe de böyle farklı bir anlamda kullanılması belki de kabadayıların bölgesi, alanı ve bu bölgenin kendine özgü kuralları olması anlayışı sonucu ortaya çıkmış olabilir.

 

dundar1

Organize suç liderleri arasında yer almış bazı önemli isimlere ve onların hayatlarından yankı uyandırmış olaylara bakalım. Doğan Yurdakul, “Abi -Dündar Kılıç ve Kabadayılık Efsanesi” kitabında çok derin araştırma yapıp birçok ünlü insanın Mafyayla ilişkisini ortaya koymuş. Dündar Kılıç, 1935 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinde doğdu. Doğan Yurdakul ,Sürmenenin tarihi ve yetişen insanlarıyla ilginç bir ilçe olduğunu yazıyor. 19. Yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı İmparatorluğunun yaptırdığı nüfuz sayımına göre ilçenin nüfusu 17,537 olarak saptanmış. Bu nüfusun 15,644’ü Müslüman Türk, 1807’si Rum ve 86’sı Ermeni olarak hesap edilmiş. Hristiyan azınlıkların ibadetlerine müdahale edilmediği gibi bir tarihsel yapıt olan Panagia Tzita Kiliseside 19. Yüzyılda Osmanlı döneminde yapılmıştır.
68 Kuşağı gençlik liderlerinden avukat Bozkurt Nuhoğlu, Dündar Kılıç için eğer kabadayı olmasaydı devrimci olurdu demişti. Ayrıca, Türkiye’nin en ciddi komünistleri Sürmene’den çıkmıştır gibi bir yorumda yapmıştır. Bir başka renkli isim olan Yaşar Nuri Öztürk’de Sürmenelidir. O da bazen sinirlenince yarı kabadayı tavırla karşılık veriyor. Ahmet Hakan’ın kendisi için “çıkarın şu Yaşar Nuri Öztürk’ü karşıma” sözüne karşılık “acaba karşılaşınca ceketimide mi çıkarsam?” şeklinde cevap verdi. Ölüm tehditi alıyormusunuz sorusuna yanıt olarakda “benim geldiğim bölgenin bazı kültürel özelliklerinden dolayı bu tür şeylere çok uzak bir insan değilim” demişti. Babam aslen Sürmenelidir ama maalesef bu güne kadar gitme fırsatım olmadı.

oflu hasan
Biz dönelim Dündar Kılıç’ın hayatındaki önemli olaylara. Aslında kabadayılık serüvenine Ankara’da başlamış daha sonra birazda zorunlu sebeplerden dolayı göç etmiştir. Ankara’nın en büyük isim yapmış kabadayılarından olan Kürt Cemali lakaplı Cemal Koşan’ın öldürülmesine karıştığı iddiası en zor tecrübelerinden olmuştur. Dündar Kılıç’ın, Kabadayı Mehmet adında yakın arkadaşı vardı. Bir gece Kürt Cemali, Kabadayı Mehmet‘in Ankaranın Hergele Meydanındaki kumarhanesine geldi ve orada birisi tarafından öldürüldü. Dündar Kılıç hayatı boyunca öldürme olayına karışmadığını beyan etti. Kürt Cemali Bayburtluydu ve aşiret reisiydi. Aşireti ve onu seven beş bin kadar Kürt kana kan isteriz diye intikam sloganı attılar. Cinayet zanlısı Kabadayı Mehmet kendisi için daha güvenli ortam olabileceği mantığıyla teslim oldu. Dündar Kılıç’da arkadaşları tarafından polise teslim edildi. Fakat içeride Kürt Cemali’nin yakınları tarafından saldırıya uğradı. Yaralı bir haldeyken onu hücreye koydular.

Çok kolay bir hedef durumundayken hapishanede Antep Canavarı yâhût Abdullah Dayı lakaplı Abdullah Palaz imdadına yetişti. 43 kişiyi öldürmüş, 48 yıl hapis yatmış olan Abdullah Palaz ın yaşam öyküsü Turhan Temuçin tarafından kitap haline getirilmiştir. Abdullah Palaz hapishane müdürüne “Dündar’ ı revire koyarsanız ben onu korurum” demiş. Hakikatende Kürt Cemali’nin yakınları Abdullah Dayı’yı karşılarına almak istemediler. Dündar Kılıç için “bu dostluğumu hiç unutmadı zaman zaman sıkıştığımda yardım etti, vefalı bir insandı” dedi.

Tahliye edildikten sonra Kürt Cemali cinayetinin zanlısı Kabadayı Mehmet vurularak öldürüldü. Dündar Kılıç gözü kara biriydi, tahliye olduktan sonrada Ankarada kumarhane açtı. Fakat arkadaşları ona İstanbula gitmesini tavsiye etti. Açıkçası onun gözüde Istanbulda büyümekteydi. Ankara’da aldığı tehditlerinde etkisiylede Istanbula göç etti. Kürt Cemalinin yakınları Istanbulda da Dündar Kılıç’a saldırı düzenlediler ama başarısızdı. Cumhur Turan, Dündar Kılıç tarafından vurularak öldürüldü.

alaattin cakici
Istanbul’daki ilk ve hayatının belkide en yakın arkadaşı Kürt Idris lakaplı Idris Özbirdi. Kars’ın Susuz ilçedinde doğan Kürt İdris’in Tarlabaşında kumarhanesi vardı. Sonra Dündar Kılıçla ortak oldular. Dündar Kılıç bölgeci bir insan değildi. Kürt Idris, bu konuda Dündar Kılıçla çok iyi anlaştıklarını söyledi. “Bölgeciliği kaldırmak için Dündarla ben bir araya geldik, ötekilerde bizden feyiz aldı. Her tarafa yansıdı bu şekilde bizim arkadaşlık yapmamız. Sonra Türkiyenin her yerinde Kürtle Lâz ortaklıklar kurdu.” Doğan Yurdakul’un kitabında değindiği gibi kabadayılık dünyasında sanıldığı kadar Kürt Lâz çatısması yoktu. Tam tersine zaman zaman Kürt İdrise destek olmak pahasına Dündar Kılıç kendi hemşerileriyle ters düştü.

Burada bir küçük ara verip Zeki Alasya Metin Akpınar’ ın Beyoğlu Beyoğlu tiyatro oyunundaki komik bir sahneden bahsetmek istiyorum. Tabi onlar yapınca komik oluyor ama benim anlatmam bir nebze espriyi yansıtabilir. Metin Akpınar Karadenizli Mafya Babasını, Zeki Alasya da onun kekeme muhasebe müdürünü oynuyordu. Babanın, bir adamı terslemesine destek olarak Zeki Alasya kendini zorlaya zorlaya çççç..ççüş dedi. Babada ona dönüp “Ula madem konuşamiysun, böyle uzuun kelimeler seçma” dedi. Zeki Alasyada yanındakine fısıldayarak “ççüş uzunmu lan?” dedi.

alaattin cakici1
Istanbulda 1960’lı yıllarda Mafya denilince Oflular denilen Karadenizli gruplar ilk olarak akla gelirdi. Hasan Cevahiroğlu yâhut Oflu Hasan lakaplı kabadayı babaların babası ünvanını kazanmıştı. Gençliğinde, Galatada Araplar ve Lâzlar arasındaki çete savaşlarında Lâzlara liderlik yapıp efsanevi bir isim olmuştu. Aslında Oflu Hasan sulhçu bir insandı. Zamanında kabadayılar arasında gerginliklere müdahale edip kan dökülmesini asgariye indirmişti. Hele hele günümüz standardına göre çok barışçıl bir dönemdi. Örneğin, Hüseyin Heybetli (Kürt Hüso, Hasan Heybetlinin babası) Burhanettin Atay ile Eminönü Merkez Halinin haracı yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Hüseyin Heybetli’nin Burhanettin Atay’ı öldürmesi üzerine kan davası başladı. Çok daha insan ölebilirdi ama araya babaların babası olarak bilinen Oflu Hasan girip racon kesince iki taraf barışmak zorunda kaldı. Bu arada Doğan Yurdakul, Hüseyin Heybetli için Kürt Hüso lakabını kullanmış. Fakat ben Hasan Hetbetlinin babasına Arap Hüso dendiğini sanıyordum çünkü Siirt Araplarından olduğu kanısındaydım. Bilemiyorum hangimiz doğru…

Dündar Kılıç’ın Kürt İdris’le ortak olduğu Şöhretler Kulübüne bir çok ünlü geliyordu. Bunlardan biride Yılmaz Güney’di. Dündar Kılıç’la Yılmaz Güney kısa zamanda çok iyi ahbap olmuşlardı. Belkide kanlarının kaynaşmasına bir etkende her ikisininde devrimci fikirlere sahip olmalarıdır. Bir gece kulübünde beraber eğlenirlerken çekildikler fotoğrafın altına “Yılmaz Kardeşim mücadelemiz zavallılar için olacaktır” diye yazmıştı. Yılmaz Güney, yeraltı dünyası içerikli filmlerinde Dündar Kılıç’ın yaşadığı bâzı gerçek olaylardan esinlenmişti.

12 Mart 1971 günü askeri darbe geldi. Yeni kurulan hükümetin tepesinde iki ayrı askeri cunta vardı. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Genelkurmay başkanı Memduh Tağmaç ve MİT Müsteşarı Korgeneral Fuat Doğu bir cunta, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ve Deniz Kuvvetleri komutanı Deniz Eyiceoğlu ayrı bir cunta durumundaydılar. İkinci grupta yer alan bazı generaller ve alt rütbelilerin 9 Martta “sol darbe” hareketi etkisiz bırakılmış ve 16 martta emekliye sevk edilerek saf dışı edilmişlerdi. Bu dönemde Dündar Kılıç tutuklanarak Kartal- Maltepe Askeri Cezaevine getirildi.

2 ağustos 1972 yılında Oflu Hasan’ın ölümünden sonra Dündar Kılıç en büyük kabadayı tahtına geçti. Bu yıllarda Cem Film ve Cem Maden şirketlerini kurdu. Dündar Kılıç çok bonkör biri olarak bilinirdi ve bilhassa fakir fukara semtlere yardım ederdi. Cem Film için oynayan yıldızlarada çok eliaçık davranmıştı. Bu şirketle mukavelesi olanlar arasında Cüneyt Arkın, Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Ferdi Tayfur ve Kemal Sunal vardı. Ferdi Tayfur bir filmde rol almak için şirket yöneticilerinden 60,000 lira istemişti. Şirket ona 300,000 peşin verip iki film çevirmesini istedi.

1980 yılında, Dündar Kılıç, Alparslan Türkeş’le Hilton’da yemek yemiş ve bu yüzden işyerleri Dev Sol tarafından kurşunlandı söylentileri yayılmıştı. 1980 öncesi etraftan haraç alan mafya babaları Dev Sol gibi örgütlere haraç verirlerdi. Gönüllü yardım yapmayanlardan zorla haraç alınırdı. Senaryosunu Yılmaz Güney’ in İmralıda yazdığı ve Zeki Ökten’ in yönettiği Düşman filminin galası Istanbu’lda yapıldı. Yılmaz Güney, “Dündar Kılıç’ı Alparslan Türkeşle görmüşler bir de bizimle görsünler” deyip onuda galaya davet etmiş. Aynı yılın yazında Yılmaz Güney’in oğlu Yılmaz Güney’in sünnet düğününde Dündar Kılıç kirveliğini yaptı.

1981 yılında Bulgaristanın başkenti Sofya’daki Vitoşa otelinde Türk babalar toplantı yaptılar. Toplantıda ön planda gözüken Oflu İsmail lakaplı İsmail Hacısüleymanoğluydu. Türklerin yanısıra İtalyan, Arnavutluk, Suriye uyruklu kaçakçılarda vardı. Bulgar hükümetinin isteğiyle yapılan bu toplantıda bütün kaçakçıların Bulgaristana yerleşmeleri, ve paralarını Bulgar bankalarına yatırmaları istenmişti.
Aynı yıl kızı Uğur Kılıç, Adanalı Uğur Özbizerdik ile evlendi. Tesadüf işte karı koca ikisininde adı Uğurdu. (Oğullarının adını da Uğur koydular. Küçük Baba lâkabıyla parlamaya çalıştı.) Daha sonra kocasından boşanan Uğur Kılıç, sonradan Alaaddin Çakıcı ile evlendi ama o da devam etmedi. Dündar Kılıç’la eski damadı Alaaddin Çakıcı’nın arası çok açıldı. Her nekadar Alaeddin Çakıcı Trabzonlu hemşerisi olsada “Ülkücü Kabadayı” duruşuyla zaten birbirlerine zıt noktalardaydılar.
Bu yıllarda bir diğer önemli isimde Behçet Cantürk’tü. Soner Yalçın, Behçet Cantürk’ün Anıları kitabında Dündar Kılıç’la olan çekişmesinede yer veriyor. Behçet Cantürk Diyarbakır Lice’liydi. Anne tarafından Ermeni asıllıydı ve Suriyede uyuşturucu piyasası Ermenilerden soruluyordu. Behçet Cantürk’ün akrabaları arasında Ermeni terör örgütü ASALA ile ilişkileri olanlar iddiası vardı. Bu sayede Suriye kapısı ona açılmıştı. Suriye’ye ilk gönderdiği eroin 20 kiloydu. Rizeli Avni Karadurmuş ya da Sarı Avni lakaplı ortağı vardı. Iran’dan Türkiye’ye afyon, eroin getiren İranlı Feto’yla 1979 yılında Diyarbakır’da Malkoç Otelinde buluştu. 50 kilo baz morfin için kilosu 3723 dolardan anlaştılar. Feto, İranlı Kürt olan Hacı Reşid Zigarinin adamıydı.

14 ocak 1979 tarihinde Şah Rıza Pehlevi Iran’ı terkedince yönetim Humeyni’ye geçti. Yeni yönetimde uyuşturucu kaçakçılığının cezası idamdı. Iran’daki eroin labaratuvarları kapanınca yeni eroin labaratuvarları Diyarbakır Liceye taşındı. Cantürklerde, Nergiz Mezrası ve Hani ilçesinin Feritbey köyünde labaratuvarlar açtılar. Eroin işinden çok para kazandı Liceliler…

Kıbrıs piyasasının hakimi de Diyarbakır Licelilerdi ve bunların arasında Özyıldızlar lider durumdaydı.

1983 yılında Sofyada yine Vitoşa otelinde ikinci Babalar toplantısı yapıldı. Behçet Cantürk davetli değildi ama buradan çıkan bazı kararlar onu ilgilendiriyordu. Kapalı Çarşıda azınlıkların tekelinde olan altın, döviz, pırlanta kaçakçılığını Karadenizliler ele geçirmek istiyordu. Kapalı Çarşıdaki kaçakçılık Kilis ve Midyatlı Süryaniler, Mardin ve Diyarbakırlı Ermeniler ve Istanbullu Yahudiler tarafından yürütülmekteydi.

Oflu İsmail, Dündar Kılıç ve Hüseyin Gencer Kapalı Çarşının kaçakçılığıa hakim olmak için faaliyete başladılar. Diyarbakır ve Mardin grubunun kapalı çarşıdaki en büyük temsilcisi Sait Koç’tu. Sait Koç, Behçet Cantürk’e kendisine Dündar Kılıç tafarından baskı yapılarak altın ve pırlantanın bundan böyle onlardan almaları gerekeceğini anlattı. O aralar ASALA ve DDKD (Doğu Devrimci Kültür Dernekleri) ortak olarak Türkiyede bir eylem yapmayı planlıyorlarmış. Behçet Cantürk ve Sait Koç bu eylemin Kapalı Çarşıda yapılmasını uygun görmüş ve olayın Kapalı Çarşıdaki gayrimüslimleri korumak amacıyla olacağı bilgisinin Dündar Kılıç’a ulaşmasına karar vermişler.

15 haziran 1983 yılında Asala militanı Mıgırdıç Madaryan otomatik silahla Kapalı Çarşıda bulunanların üstüne rastgele ateş açtı. Sonucunda 2 kişi öldü ve 21 kişi yaralandı. Ermeni terörist yakalanmadan el bombasıyla intihar etti.
Günümüzdeki organize suç örgüt liderlerinden biride Sedat Peker’dir. Aslen Rize’lidir ve Turancı olduğunu açıklar. Halk arasında ülkücü olarak tanınmasından memnun değilmiş ve Saygı Öztürk’ün kitabında yazdığı gibi MHP’li milletvekilleri arasından sadece bazılarının samimi milliyetçi olduklarını düşünüyormuş. Reis lakabının kendisine daha küçükken verildiğini bunun mafya babası olmak gibi bir anlam taşımadığını söylüyor. Peker türbelere bol para yardımı yapan birisidir. Diyarbakır içkalede bir türbe ziyaretinde çok para yardımı yapmak istemiş ama kamu görevlisi kendisine bu paralara PKK el koyuyor demiş.

Pilavcı Arif adlı Erzurumlu bir kişi, genç bir kıza tecavüz etmekle suçlanıyordu. Bu kişi Sedat Peker’ in adını kullanarak sanki tecavüz talimatını o vermiş gibi izlenim bırakmış genç kızın üstünde. Adamları Pilavcı Arifi arayıp tarayıp getiriyorlar. Vucudunda darp izleriyle bitkin halde olan adam Sedat Peker in karşısında ayakta duruyor. Sedat Peker söylediklerimi tekrarlayacaksın diyor. “Onurlu, şerefli, namuslu yaşayacağım. Her kızın namusunu kendi kızımın namusu kabul edeceğim. Bir daha Erzurum’a yakışır bir adam olacağım. Bir daha Erzurum’lulara ihanet etmeyeceğim. Irz düşmanı, zındık olmayacağım. Hain olmayacağım. Sapık da olmayacağım. ‘Son olarak Sedat Peker “Ruh Adama teşekkür et “dedi. O da “Ruh Adama teşekkür ederim” dedi. Pilavcı Arif en son cümlesinde “bir daha böyle bir b.. yemeyeceğim” dedi. Sedat Peker de “yemeyeceksin tabii “diye mukâbele etti.

Organize suç örgütleri dünyanın birçok yerinde faaliyet gösterirler. Bu konuda değişik ülkelerde yayınlanan benzer kitaplar bulunmaktadır. Bir zamanlar New York’ ta faaliyet gösteren John Gotti, Gambino ailesinin başındaydı. “Boss of the Bosses” kitabında Paul Castelleno’nun öldürülmesinden sonra Gotti’nin en güçlü Don konumuna geldiği anlatılıyor. John Favara adındaki komşusu 12 yaşındaki oğlu Frank Gotti ‘yi kazayla ezerek ölümüne sebep oldu. Kendisine oradan taşınması tavsiye edildi. Florida’da yaşarken bir akşam işten çıktıktan sonra ortadan kayboldu. Charles Carneglia adındaki mafya adamının John Favara’yı öldürdükten sonra vücudunu asit kazanına atarak erittiği FBI tarafından bulundu.

Bir Cevap Yazın