ARAP SABUNU: Deterjanların günümüzdeki gibi yoğun bir biçimde henüz günlük hayata girmediği yıllarda, temizlik işlerinde çoğunlukla arap sabunu ya da yeşil- beyaz kalıp sabunlar kullanılırdı. Kalıp sabuna nazaran temizleme kabiliyeti daha yüksek olan “arap sabunları” bakkallarda, kesif kokusundan dolayı dükkânın genellikle dışına konulan bir tenekenin içinde muhafaza edilirler, bakkal tarafından metal bir kaşık yardımıyla, naylon torbanın içine doldurulduktan sonra tartılarak satılırlardı. Görüntüleri itibarıyla ağdalı-sümüksü kıvamlarından, sarı renklerinden ve kendilerine has oldukça itici kokularından beklenmeyen temizleme özellikleri, onların bulaşık hariç hemen her yerde kullanılmalarına neden olurdu. Yerlerin, merdivenlerin, muşambaların, çamaşırların arıtılması işlemlerinde kadınların en büyük yardımcısı olan arap sabunları, artık günümüzde iyice gözden düştüler. Bu sabunları satan bakkal da kalmadı. Çamaşırlar kaynatılırken kazan içine kesme şekerden biraz büyük mor-lacivert ”çivit” atılırdı. En meşhuru ”Öküzbaşı” markalı olanıydı da, dış ambalajında öküz kafası resmi bulunurdu… Arap sabunu veya rendelenmiş sabunla çamaşır kazanında kaynayan sararmış (azmış) beyaz çamaşırlar çivitin verdiği renkle hafif maviye bakan beyazlık kazanırdı…

SÜÜÜÜÜTÇÜÜÜÜÜÜ Mazide kalanlardan.Pastörize sütler piyasada yok iken sütçü her sabah mahalleyi dolaşır anlayamadığım sesler çıkartırdı,ama sütçünün geldiğini anlar günlük ihtiyaca göre sütümüzü alırdık.Çoğu kişiden para almaz,Kapıya tebeşirle çizik atardı, Mahallemizin sütçüsünün kapımıza geldiği dönemler en temiz dönemlermiş sanırım..zira sütçümüzün sütü kaynatıldığında kalın bir tabaka kaymak tutardı ve sütün kalitesi işte bu kaymağın yoğunluğuyla değerlendirilirdi..aklımızdan içine su katmışmıdır gibi bir soru geçmezdi hiç çünkü sonsuz bir güven vardı,evimizin bir ferdi gibiydi adeta..her zamanki süt tenceresine süt doldururken annem eşini çocuklarını sorardı..ve sütçümüz kimi zaman fazladan biraz daha süt koyardı hep. Düşünüyorum da sokaklarımızın tadı tuzuydu sokak satıcıları. Her daim yolu gözlenen, kulakların aşina sesiydi onlar. Şimdiki nesil onları bilmiyor ve belki de hiç bilmeden büyüyecek. Aramızdan bir bir eksilen değerlerimiz gibi onları da yitireceğiz bu gidişle. Siyah beyaz Türk filmlerinin karelerinde kalacak onların görüntüleri. Belki de bir daha, “Sütçüüü…” diye bağıran bir ses duymayacak kulaklarımız. Bu vesileyle haftada bir de olsa kapısı çalınan insanlarımızın kapısı çalınmayacak artık. Öldükten üç gün sonra fark edilen insan manzaraları yaşıyorsak bugün; işte elektrik telleri gibi insanlar arasında irtibatı sağlayan bu değerlerimizi yitirdiğimizdendir.