Email This Post Email This Post    |    YORUM YAZ   |    Print This Post Print This Post    |    Favorilerinize ekleyin!
 
Osmanlıda Kapı Tokmakları

Osmanlı aile hayatındaki mahremiyet önem arzederdi. Konakların giriş kapısında bulunan kapı tokmakları gelenin kimliğini anlamak için farklı dizayn edilirdi. Gelen kişinin beyefendi mi hanımefendi mi olduğunu ayırmak için kapı tokmaklarının çift halkadan müteşekkil yapıldığını biliyor muydunuz??
Bunlardan genellikle, aslan başı motifli ve büyük olanı kalın, çiçek motifli ve küçük olanı da ince ses çıkartırdı. Eğer eve bir beyefendi misafir gelmiş ise, kalın sesli tokmağı tıklatır, içerdeki ev sahibi gelenin beyefendi olduğunu anlar, kapıyı evin beyi açar, bey yoksa mahremiyete uygun olarak kapı açılırdı. İnce sesli tokmağın sesi duyulmuş ise, gelenin bir hanım olduğu anlaşılır, kapıyı evin hanımı açardı..
Osmanlı medeniyeti; altı asrı üç kıtada kucaklayan, kalb-i selîm, akl-ı selîm, zevk-i selîm sacayağı üzerine oturtulmuş bir denge içerisindedir.

Aile, mahalle ve şehir hayatının yanında, yemede, içmede, giyimde kuşamda gösterdiği edeb ve adabı ile saygın bir medeniyetdir.

Osmanlı’nın aile, mahalle ve şehir hayatı, hoş bir nostaljinin ötesinde, insana insan olmanın zevkini ve keyfini doyasıya yaşatan bir güzellikler hazinesidir.
Osmanlı medeniyeti kelimeler üzerine bina edilmemiş, güzellikler, hayatın bütün safhalarına işlenmiş ve yaşanmıştır.

Bir zarafettir Osmanlı’da yaşam ince nüanslarla bezenmiştir. Hayatı anlamlı kılacak en ince ayrıntılar düşünülmüş ve bu hassasiyet her konuya alabildiğince hakîm olmuştur.

Bu güzelliklerin böylesine dizayn edilmesinin arkasında tasavvuf hayatının yaşanması yer alır. Artık bu hassasiyetin yer almadığı günümüzde geçmişteki o ince ayrıntıları hatırlamak muhakkak ki ecdada vefa borcudur. Kapı tokmaklarında ki bu hassasiyet aile hayatına verilen önemin göstergesiydi.

Ailedeki saygınlığı bir başka açıdan Fransız şairi Pierre Loti’de dile getirmiş: “Dünyanın hiçbir evinde, bir erkek hanımına bu derece saygılı ve hayran olamaz! Bu gerçeğin sırrı, Türk evinin, kadını tarafından hazırlanışındadır.

Evin sahibesi olan kadının giyinişi, başındaki örtüden ayaklarında bulunan nefis işlemeli kumaşlı terliklere kadar ahenk içindedir. Kadın evine o kadar düşkün, temizliğine o kadar meraklı, kocasının ev hasretini giderecek öylesine bir zekâ ve eğitime sahiptir ki, evin erkeği akşam üzeri büyük bir hasretle kapıdan girer. Kadının temizliği maddi planda bir çiçek kadar saftır. Bu madde temizliği kadının iç dünyasındaki temizliğinden gelir. O kadın içki, kumar ve dış dünyayı bilmez.

Dış dünyayı bilmeyen Osmanlı kadını, tecessüs illetinden de kurtulmuş olur. Evinde mesut bir hayat yaşar. Kavga gürültü nedir bilmez. Gönlünü Allah’a, kocasına, çocuklarına bağlar. Zihnini fuzuli şeylerden koruduğu için rahat ve huzurludur. Dolayısıyla ahlâklıdır. Böyle olunca yuvasının hürmete şayan, şerefli bir unsuru olur…”
Kapı halkalarının bir kurdela ile sıkı sıkı bağlanması evde kimsenin olmadığını, gevşek bağlanması evdeki kişinin yakın zamanda döneceğini, sadece bir halka bağlandığı takdirde evde insan olduğunu gösterir.

İşte Türk insanın hayat görüşü, işte bir yaşam felsefesi, işte bir dünya görüşü.
Dünyada böyle bir uygulamanın eşini ve benzerini biraz zor görürsünüz.


 
Email This Post Email This Post    |    YORUM YAZ   |    Print This Post Print This Post    |    Favorilerinize ekleyin!
Bu yazı Çarşamba, 16 Mart 2011, 21:15 tarihinde genel, Mesajlar kategorisi altında yayımlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.