ÖNÜM ARKAM SAĞIM SOLUM SOBE

Sharing is caring!

ÖNÜM ARKAM SAĞIM SOLUM SOBE
Gazoz kapaklarının henüz çöpe atılmadığı günlerdi. torba dolusu kapaklar mahalle mahalle sokak sokak gezilir, aranır, bulunur veya enayinin birinden ‘üt’ülürdü. Misketler vardı; kemik bilye, Alman ve loppiş…’Kuyu’ya girerlerdi ya da ‘üçgen’e… Sonra topaç, çelik çomak ve saklambaç… İçine plastik top konulmuş yamuk yumuk bir nesne ve maç… Boş arsa; arsa sahibi, kırık pencere; ev sahibi, taştan kale ve gool! Mahalle bakkalı, filede rengarenk plastik toplar( dokuz katlı) ve leblebi tozu… – Bir bardak çekirdek verir misin bakkal amca! (Bir bardak çekirdek 25 krş idi.) Ve dahası… Ne kadar? Çocukluk neydi? Mahalle neydi? Hangi mevsim hangi oyun oynanırdı? Abarttığımı sanmayın her oyunun bir sezonu vardı valla. Çocukluğumuz unutulmaya yüz tutan bir macera sanki. Çabuk tüketen bir toplumuz, bu bir gerçek. Bu mevzuya lakaydlığımız başka bir gerçek. Geriye dönüp baktığımızda her şeyin ne kadar çabuk değiştiğinigörebiliriz. Biz yaya geçidi mağdurları… Bilgisayar denen canavarın bizi ve hayatımızı nasıl basitleştirdiğinin farkında mıyız? Mektuplar, e-mail’lere, MSN’lere; tebrik kartları, e-kartlara dönüştü. Postanelerde neden bankacılık oynanıyor dersiniz? ‘Postacı amca’lar; yine fatura getirdi diye, kapıdan kovulacak neredeyse. Bilgisayar oyunlarının çocuklara zihinsel ve ruhsal bakımdan etkilerini biliyoruz hepimiz. Kültürel açıdan zararları yok mu bu oyunların?Sokakta misket veya saklambaç oynayan kaç çocuk gördünüz? Sabahtan akşama kadar kare bir ekran karşısında geçen tekdüze çocukluk günlerinden ilerde anlatacak ne bulunur acaba…

Bir cevap yazın