Mahalle mi kaldı? Ne oyunlar oynardık.

Sharing is caring!

Mahalle mi kaldı?
Ne oyunlar oynardık. Toprağı saksıda değil arsada, bahçede tanırdık.
Çevre koruma örgütleri boy göstermemişti henüz. Çünkü çevre vardı.
Basketbolu bilmezdik. İstop ve yakartop ile oldu topla ilk tanışmamız. Beton mantarlar yokken sokaklarda, mahalle aralarında minyatür kale maç yapardık.
Sokak aralarında Aygaz, patates, soğan çığlıkları yerine yoğurtçunun çıngırağını duyardık.
Ezanı hoparlörden dinlemez, dokuz kere düşünmeden söz söylemezdik.
Bafra veya Birinci genç kızlığa ve delikanlılığa ilk merhaba idi.
Pamuk helvacımız, nane şekercimiz, macuncumuz; hani, şimdi nerede?
Koskoca balina küçücük gömlek yakasına nasıl girerdi, anlayamazdık. Çözemezdik sihrini masmavi çivit in bembeyaz çamaşırları yıkamasını.
Gramofonlardan sonra pikaplarda dinledik taş plakları. Sonra da kırk beşliklerde Barış Manço’nun Dağlar Dağlar’ını, Cem Karaca’nın Hudey Hudey’ini, Berkant’ın Samanyolu’nu
Radyo dinlerdik, ufkumuz gelişirdi. Bilen Şoförün Lastiği’ni bilirdik.
Radyo Tiyatrosu, On Altı Soru Bilgi Yarışması, Çek Soruyu Bil Doğruyu vazgeçilmezdi herkes için.
Hayat mecmuasında Hikmet Feridun Es ile dünyayı dolaşırdık pasaportsuz, vizesiz.
Türkiye’nin 67 il vardı düne kadar. Adana’dan başlayıp, Zonguldak’ta koyardık noktayı.
İş Bankası’nın, Emniyet Sandığı’nın kumbaraları ilk tasarruftu bizim için.

Bir cevap yazın