Eğitimsiz kızların makine başında yok olan hayalleri

Sharing is caring!

 Mine ÖZDEMİR
Onlar, sokak aralarına sıkışmış konfeksiyon atölyelerinde ekmek parası kazanmaya küçük yaşta başlayan buruk yürekler… Onlar, ailelerinin zoruyla okullarını terk eden ve makine başında okuma hayalleri her geçen gün yok olan eğitimsiz kız çocukları…

 
Konfeksiyon kızları sivilhareket
Onlar, sokak aralarına sıkışmış konfeksiyon atölyelerinde ekmek parası kazanmaya küçük yaşta başlayan buruk yürekler… Onlar, ailelerinin zoruyla okullarını terk eden ve makine başında okuma hayalleri her geçen gün yok olan eğitimsiz kız çocukları…

Konfeksiyon işletmelerine ayak basmayan, küçük kız çocuklarının ağır şartlarda çalışma mücadelesi verdiğini anlayamaz. Ellerinde tozlu kumaşlarla boyasız duvarlar arasında ailelerine katkıda bulunmak için çalışan kız çocuklarının yürekleri eğitim ateşiyle yanıyor. Ailelerinin isteği üzerine okulu bırakan kız çocukları, aile bütçesine katkıda bulunmak için çalışmak zorunda kalıyor. Kadın erkek eşitliğinin tam olarak sağlanamadığı Türkiye’de, okumalarına izin verilmeyen kız çocuklarının yaşadıkları zorluklar, konfeksiyon atölyelerinin duvarları arasında daha da büyüyor.

Tozlu trikoları makinelerden geçiren narin eller, ağızlarına sardıkları bezlerle ciğerleri tozdan yanan yürekler ve aile baskısı sonunda şaşkın bakan gözler, eğitimden uzaklaştırılmış bir kız çocuğunun yaşam hikayesini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Ailesinin maddi sıkıntı çektiği için küçük yaşta konfeksiyonda çalışmak zorunda kalan Meryem Kama’nın hikayesi de bunlardan biri. Okuyamadığı için çok üzülen Kama, makineci olarak yedi yıldır konfeksiyonda çalışıyor. Kazandığı tüm parayı ailesine veren Kama, kendisini evin kurtarıcı meleği olarak görüyor. Ailesi için kendisini feda ettiğini anlatan Kama, toplumda kadın ve erkeklere yönelik bakış açısının eşit olmadığından da şikayet ediyor.

‘Erkek olsaydım okula giderdim’

Kadınların iş yaşamına katılımı erkeklere oranla çok gerilerde seyreden Türkiye’de kadınların işlerini terk etmelerindeki en büyük neden evlenmek ve çocuk sahibi olmak… Batman’da okuduğu ilkokul kapanınca üçüncü sınıfta okulu bırakan Meryem Karaca da konfeksiyonda ağır şartlar altında çalışıyor. Sosyal güvencesi olmayan Karaca, bu işi sevmediği için evlenmeyi kurtuluş yolu olarak görüyor. Ailesine bakma sorumluğunu küçük yaşta omuzlarında taşımaya başlayan Karaca, “Erkek olsaydım okula giderdim” diyor.

Eğitim seviyeleri düşük olan genç kızların uzmanlık gerektirmeyen mesleklerde yoğunlaşması işgücü piyasasında kısmi çalışma, geçici çalışma ve evde çalışma gibi kayıt dışı istihdam biçimlerinde yer almalarına neden oluyor.

Ortaokulu ailesinin isteğiyle terk eden Gönül Deniz de okula gitmek isteğini kaçamak bakışlarıyla anlatmaya çalışıyor. Konfeksiyonda çalışmak, yaşıtları liseye giden 17 yaşındaki Gönül’ün zoruna gidiyor. Açıköğretim’de okuyarak eğitimine devam etmek isteyen Deniz, diğer arkadaşları gibi evlenmek istemiyor.

‘Şehirde büyüseydim okumak için diretirdim’

Eğitimsiz kız çocukları ölene kadar konfeksiyonda çalışmak istemiyor. Konfeksiyonda el işçisi olarak çalışan Züleyha Göçer de evin tek kızı olduğu için ailesinin isteği üzerine ilkokula kadar okuyabilmiş. Çorum’daki evlerinin yakınında okul olmadığı için okuyamadığını anlatan Göçer, “Şehirde yaşasaydım okumak için diretirdim. Konfeksiyon evimizin yakınında olduğu için sekiz aydır çalışıyorum. Konfeksiyonda çalışmayı bıraktıktan sonra eğitimime devam edip hemşire olmak istiyorum. Önümdeki tek engel ailem” diyor. Toza karşı alerjisi olduğu için çalışmakta güçlük çeken Göçer, konfeksiyon sektöründe ilerleyeceğine de inanmıyor.

‘Çalışmaktan hayal bile kuramıyorum’

 
Konfeksiyonda çalışmaya yedi yıl önce başlayan Nermin Keleşoğlu, evlenip iki çocuk dünyaya getirdikten sonra el işçisi olarak yeniden işe başlamış. Sivas’taki evlerinin yakınında lise olmadığı için ortaokula kadar okuyabilen Keleşoğlu, artık hayal bile kuramıyor. Köyde, ‘kız çocuğu okusa ne olur okumasa ne olur’ diye bir anlayış olmasından yakınan Keleşoğlu, evin bütün yükünü omuzlarında taşıyor.

Özlem Konfeksiyon’un işletmecisi Doğan Dönmez, konfeksiyonda 16 yaşından küçük olan işçi çalıştırmıyor. Tecrübeli ve algılama yeteneği yüksek olan genç kızları öncelikli olarak işe alan Dönmez, “Konfeksiyonda çalışan kızların çoğu okuyamadığı için biz onlara dikiş kursları açıyoruz. Ancak bu kurslara hiç kimse gitmiyor” görüşünde. Konfeksiyonda çalışan genç kızlara sosyal güvence sağlayamayan Dönmez, çalıştırdığı insanlara sigorta yaparsa makinelerini satmak zorunda kalacağını vurguluyor.

Nitelikli işçi aramayan büyük çapta işletmelerde de durum değişmiyor. Promise Tekstil’in Şirket Ortağı Semih Tömen, Türkiye’de 14 yıldır hazır giyime gerekli yatırımların yapılmadığına dikkat çekerek, mesleki eğitim görmemiş kız çocuklarını konfeksiyon gibi işletmelerde çalıştırmak zorunda kaldıklarını vurguluyor. Hazır giyim alanında eğitim veren lise ve üniversitelerin yeterli sayıda olmadığını belirten Tömen, eğitimsiz kız çocuklarının verimli çalışmamasından da yakınıyor. Konfeksiyon gibi işletmelerde çalışan eğitim almamış insanların sosyal güvence aramadığını ifade eden Tömen, firmasında çalışan tüm elemanlarına sosyal güvence sağladığını söylüyor.

‘Kız çocukları dikişe yatkın büyütülüyor’

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Yüksel Kırımlı, Türk insanının çocuklarını dikiş maharetine yatkın bir şekilde büyüttüğünü vurgulayarak, kadınların çoğunun çalışmak istemediğini kaydediyor. Eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kalan genç kızların aileleri tarafından sosyal hayata karşı kapalı büyütüldüklerine dikkat çeken Kırımlı, çalışıp para kazanan kızların kendilerine daha çok güvendiklerini söylüyor. Batı’da çalışan tüm insanların sosyal güvencesi olduğunu söyleyen Kırımlı, Türkiye’de konfeksiyon işletmelerinin sosyal güvencesi olmayan genç kızların üstünden kâr elde ettiğini belirtiyor.

‘İşçiler, sosyal güvenceden önce para istiyor’

İÜ İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sedat Murat, çocukların 12 yaşından itibaren konfeksiyonda çalışmaya başladıklarını vurguluyor. Prof. Dr. Murat, Avrupa ülkelerinde küçük yaşta çocukların çalıştırılmasına izin vermeyen yasaların uygulandığını söylüyor. Ekonomik sıkıntı yaşayan işçilerin sosyal güvence istemediklerine dikkat çeken Murat, işçileri çalıştıkları dönem içinde para almanın daha çok ilgilendirdiğini kaydediyor. İşverenlerin çalışanlara sosyal güvence vermediği için ekonominin kayıt altına alınamadığını vurgulayan Murat, Türkiye’de işçilerin de işverenlerin de sosyal güvenceleri olmadığı için sektörde kaybettiklerini belirtiyor.

Prof. Dr. Sedat Murat, konfeksiyonlarda düşük ücret verildiği için nitelikli eleman çalıştırılmadığını kaydederek, piyasalarla karşılaştırma yapılınca konfeksiyonlarda ustalaşan işçilerin çok para kazandıklarını söylüyor. Türkiye’deki eğitim sisteminin bozukluğuna dikkat çeken Murat, kız çocuklarının okumaları için devlet başta olmak üzere ailelere ve medyaya birçok görev düştüğünü ifade ediyor.

Türkiye’deki çocuk çalışan sayısı, hızlı nüfus artışı, iç göç, gelir dağılımının dengesizliği, yüksek enflasyon, işsizlik, eğitim ve sağlık için bütçeden ayrılan payın düşük olması gibi nedenlerle her geçen yıl yükseliyor. Çocuk emeği sömürüsünü azaltmak için eğitimin sekiz yıla çıkarılması, çırak ve meslek eğitim okulları açılması ve Çalışma Bakanlığı’nın, sendikaların, International Labour Organization (ILO) ve Uluslararası Çocuk Fonu (UNICEF) gibi kuruluşların projeleri sonucunda çocuklara ilişkin verilerde devletin çabaları havanda su dövmeye dönüştü. Akıllarında kitap ve defterlerin kazındığı buruk yürekler de kendilerine uzanacak bir ele ihtiyaç duyarak artık yaşıtları gibi okula gitmek istiyor. Onlar, yarınlarımız olan çocuklar; yarınlarını karartmamak elimizde.

Alıntı: www.ofhayrat.com

Bir Cevap Yazın